Fatih’te işten çıkarılma, kıdem ve ihbar tazminatı, ödenmeyen ücret ve fazla çalışma konularında yol arıyorsanız bu sayfa, davanın nerede görüleceğinden başlayarak süreleri ve izlenecek adımları anlatır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınıza ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz.

Fatih’te iş davası nerede görülür?

Fatih’te açılacak iş davası, İstanbul Adliyesi’nde (Çağlayan) bulunan iş mahkemelerinde görülür.

Fatih’te elli yedi mahalle bulunur ve mahalleye göre değişen bir mahkeme yoktur; hangi mahallede oturursanız oturun bu dosyalar İstanbul Adliyesi’nde (Çağlayan) görülür.

Yargı çevresi mahkeme türüne göre değişebilir. Bu sayfadaki bilgi genel kuralı anlatır; dosyanızın hangi adliyede olduğunu e-Devlet üzerinden UYAP Vatandaş Portalı’ndan doğrulamanız gerekir. Dosya numarası varsa en kesin bilgi oradadır.

Bu bölüm, Fatih’te çalışan ya da Fatih sınırları içindeki bir işyerinde çalışmışken işten ayrılmış kişiler için hazırlanmıştır: işten çıkarıldığınızda ya da alacağınızı alamadığınızda hangi kapıya, hangi sırayla ve hangi süre içinde gideceğiniz. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınıza ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz.

İlk soru genellikle “ne kadar alırım” olur. Oysa dosyaları asıl zorlayan şey tutar değil, süre ve belgedir; aşağıdaki bölümler bu iki başlık üzerine kuruldu.

İş uyuşmazlığında hangi mahkeme görevlidir?

İşçi ile işveren arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlığına iş mahkemeleri bakar (7036 s.K. m.5). Fatih’te açılacak bir işçilik alacağı veya işe iade davası da kural olarak İstanbul Adliyesi’nde (Çağlayan) bulunan iş mahkemesinde görülür. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde ise bu davalara, o yerdeki asliye hukuk mahkemesi aynı usul ve esaslara göre bakar (7036 s.K. m.2/3).

“Hangi yerdeki mahkeme” sorusu ayrıca düzenlenmiştir. Yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir; davalı birden fazlaysa bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir (7036 s.K. m.6/1–2). İş kazasından doğan tazminat davalarında kazanın veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin kendi yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir (m.6/3).

Burada işçi bakımından önemli bir koruma vardır: bu hükümlere aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir (7036 s.K. m.6/5). İş sözleşmenizde “uyuşmazlıklarda şu ildeki mahkemeler yetkilidir” biçiminde bir madde bulunması, sizi o yere gitmeye mecbur bırakmaz. Yargılamada basit yargılama usulü uygulanır (m.7/1). Fatih sınırları içindeki bir işyerinde çalışıldığında, “işin yapıldığı yer” ölçütü çoğu zaman İstanbul Adliyesi (Çağlayan) yargı çevresini işaret eder.

Şunu da hatırlatmak gerekir: yargı çevresi mahkeme türüne göre değişebilir ve zaman içinde yeniden belirlenebilir. Bu nedenle dosyanızın hangi adliyede kayıtlı olduğunu e-Devlet üzerinden UYAP Vatandaş Portalı’ndan doğrulamanız yerinde olur; duruşma günü de aynı ekrandan izlenir.

Dava açmadan önce: arabuluculuk aşaması

İş uyuşmazlıklarının büyük bölümünde doğrudan dava açılamaz. Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (7036 s.K. m.3/1). 2023 yılında eklenen cümleyle, bu alacak ve tazminatlarla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da aynı kapsama alınmıştır.

Hangi talepler kapsam dışında?

İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları bu zorunluluğun dışındadır ve doğrudan açılır (7036 s.K. m.3/3). Karıştırılmamalıdır: iş kazası geçiren bir işçinin kıdem, ihbar ve fazla mesai gibi alacakları yine dava şartına tabidir; dışarıda kalan yalnızca kazadan doğan tazminat istemidir.

Süreç nasıl işler, ne kadar sürer?

Başvuru, karşı tarafın yerleşim yerindeki ya da işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna yapılır (m.3/5). Arabulucu, görevlendirmeden itibaren üç hafta içinde başvuruyu sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde en fazla bir hafta uzatılabilir (m.3/10).

Anlaşma sağlanamazsa, son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış örneği dava dilekçesine eklenmek zorundadır. Eklenmemişse mahkeme bir haftalık kesin süre için ihtarlı davetiye gönderir; ihtarın gereği yapılmazsa dava usulden reddedilir. Hiç arabulucuya başvurulmadığı anlaşılırsa dilekçe karşı tarafa tebliğe bile çıkarılmadan dava reddedilir (m.3/2). En sık görülen usul hatası tam olarak buradadır.

İşçi bakımından iki nokta daha belirleyicidir. Birincisi: büroya başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez (m.3/17; ayrıca 6325 s.K. m.16/2). İkincisi: geçerli mazereti olmadan ilk toplantıya katılmayan taraf, davada haklı çıksa bile karşı tarafın yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur (m.3/12).

Anlaşma sağlanırsa sonuç kesindir: üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılamaz (6325 s.K. m.18/5). Bu nedenle tutanak imzalanmadan önce hangi kalemlerin kapsandığı tek tek okunmalıdır. Taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladığı anlaşma belgesi, şerh aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır (m.18/4).

İşten çıkarıldım: hangi haklarım olabilir?

Kıdem tazminatı

Kıdem tazminatı, 4857 sayılı Kanunun 120. maddesiyle yürürlükte bırakılan 1475 sayılı Kanunun 14. maddesinde düzenlenmiştir. İşçiye, işe başladığı tarihten itibaren geçen her tam yıl için 30 günlük ücreti tutarında ödenir; bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.

Her fesih kıdem tazminatı doğurmaz. Hak özetle şu hâllerde doğar: işverenin, 4857 s.K. m.25/II’deki ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık dışındaki bir sebeple feshetmesi; işçinin m.24 uyarınca haklı nedenle feshetmesi; muvazzaf askerlik; yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı ya da toptan ödeme almak amacıyla ayrılma; sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı şartlarını (yaş dışında) tamamlayıp Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan alınacak yazıyla kendi isteğiyle ayrılma; kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi isteğiyle ayrılması; işçinin ölümü.

Kıdem tazminatının yıllık miktarı için kanunda bir tavan vardır: en yüksek Devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesi. Bu tutar dönemsel olarak değiştiğinden, güncel tavanın ilgili kurumdan doğrulanması gerekir. Tazminat zamanında ödenmezse, ödenmeyen süre için mevduata uygulanan en yüksek faize hükmedilir.

İhbar tazminatı

Belirsiz süreli sözleşme feshedilmeden önce durumun karşı tarafa bildirilmesi gerekir; bildirim süresine uymayan taraf o süreye ilişkin ücret tutarında tazminat öder (4857 s.K. m.17). Yükümlülük karşılıklıdır: bildirimsiz ayrılan işçi de sorumlu olabilir.

İşçinin çalışma süresiBildirim süresi
Altı aydan azİki hafta
Altı aydan bir buçuk yıla kadarDört hafta
Bir buçuk yıldan üç yıla kadarAltı hafta
Üç yıldan fazlaSekiz hafta

Bu süreler asgaridir; sözleşmeyle artırılabilir, azaltılamaz. İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek de feshedebilir.

Kötüniyet tazminatı

İş güvencesi hükümlerinin (4857 s.K. m.18–21) uygulama alanı dışında kalan işçilerin sözleşmesi, fesih hakkı kötüye kullanılarak sona erdirilmişse, işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir (4857 s.K. m.17). Fesih için bildirim şartına da uyulmamışsa, ihbar tazminatı bundan ayrıca istenir.

Bunlardan ayrı olarak, iş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, inanç ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz; aykırılık hâlinde işçi, yoksun bırakıldığı hakların yanında dört aya kadar ücreti tutarında uygun bir tazminat isteyebilir (4857 s.K. m.5).

İşe iade davası: şartlar ve süreler

İşe iade, tazminat isteminden ayrı bir yoldur ve süreleri çok kısadır. Üç şart birlikte aranır: işyerinde otuz veya daha fazla işçi çalışması, işçinin en az altı aylık kıdemi bulunması ve sözleşmenin belirsiz süreli olması (4857 s.K. m.18). Altı aylık kıdem, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesaplanır; yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz. İşveren ise fesih bildirimini yazılı yapmak ve sebebini açık ve kesin biçimde belirtmek zorundadır; işçinin davranışı veya verimiyle ilgili fesihte önce savunmasının alınması gerekir (m.19).

Süreler şöyle işler (4857 s.K. m.20): işçi, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorundadır. Anlaşma sağlanamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme de götürülebilir.

İspat yükü bu davada işverendedir: feshin geçerli bir sebebe dayandığını işveren ispatlar. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ederse, bu iddiasını kendisi ispatlar (m.20/2). Dava ivedilikle sonuçlandırılır; istinaf yoluna başvurulursa bölge adliye mahkemesi kesin olarak karar verir (m.20/3) ve bu kararlar hakkında temyiz yoluna gidilemez (7036 s.K. m.8/1-a).

Feshin geçersizliğine karar verilirse işveren işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır; başlatmazsa en az dört, en çok sekiz aylık ücret tutarında tazminat öder. Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için ise en çok dört aya kadar doğmuş ücret ve diğer haklar ödenir (4857 s.K. m.21).

Burada kolayca gözden kaçan bir süre vardır: işçi, kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvurmazsa fesih geçerli sayılır ve kazanılan hak büyük ölçüde erir.

Ödenmeyen alacaklar: fazla mesai, tatil ücretleri, yıllık izin

Genel bakımdan haftalık çalışma süresi en çok kırk beş saattir (4857 s.K. m.63). Bu süreyi aşan çalışmalar fazla çalışmadır ve her bir saat için normal saat ücretinin yüzde elli artırılmasıyla ödenir. Haftalık süre sözleşmeyle kırk beş saatin altında belirlenmişse, aradaki çalışmalar “fazla sürelerle çalışma”dır ve zam oranı yüzde yirmi beştir (m.41). İşçi dilerse zamlı ücret yerine serbest zaman kullanabilir. Fazla çalışma için işçinin onayı gerekir ve toplamı bir yılda iki yüz yetmiş saati aşamaz.

Denkleştirme uygulanan işyerlerinde bazı haftalar kırk beş saati aşsa dahi, iki aylık süredeki haftalık ortalama normal süreyi aşmıyorsa bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz. Denkleştirmenin dört aya çıkarılması ise ancak toplu iş sözleşmesiyle mümkündür (m.63/2); bireysel sözleşmeye konulan “dört aylık denkleştirme” kaydı bu sonucu doğurmaz.

Çalışılmayan hafta tatili günü için o günün ücreti bir iş karşılığı olmaksızın tam ödenir (m.46). Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalışılmazsa ücret tam ödenir; çalışılırsa her gün için bir günlük ücret daha eklenir (m.47).

Yıllık ücretli izin, deneme süresi de dâhil en az bir yıl çalışmış işçiye verilir ve bu haktan vazgeçilemez. Süre, hizmet süresi bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dâhil) olanlarda en az on dört gün, beş yıldan fazla on beş yıldan az olanlarda en az yirmi gün, on beş yıl ve daha fazlasında en az yirmi altı gündür; on sekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştakilerde yirmi günden az olamaz (m.53). Sözleşme herhangi bir nedenle sona erdiğinde, hak kazanılıp kullanılmayan izin süreleri sona erme tarihindeki ücret üzerinden ödenir (m.59).

İspat kimde?

Genel kural şudur: ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir (HMK m.190/1). Bu, iki yönlü işler: fazla çalışma yaptığını ya da tatil gününde çalıştığını ileri süren işçi bu vakıayı ispatlar; alacağı ödediğini savunan işveren ise ödemeyi ispatlar.

Burada kanunun işverene yüklediği kayıt tutma ödevleri işçinin lehine sonuç doğurabilir. İşveren, her ödemede fazla çalışma ve tatil ücretleri ile kesintileri ayrı ayrı gösteren imzalı bir ücret hesap pusulası vermek (4857 s.K. m.37) ve her işçi için özlük dosyası düzenleyip kayıtları saklamak zorundadır (m.75). Yazılı sözleşme yapılmamışsa, en geç iki ay içinde çalışma koşullarını ve ücreti gösteren yazılı bir belge verilmesi gerekir (m.8).

Ücret ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde ödenmezse işçi iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir; gününde ödenmeyen ücretlere mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanır (m.34). Ücretin hiç ya da eksik ödenmesi, işçiye 4857 s.K. m.24/II uyarınca haklı nedenle derhal fesih hakkı da verebilir. Bu hak, davranışın öğrenildiği günden başlayarak altı iş günü ve her hâlde fiilden itibaren bir yıl geçtikten sonra kullanılamaz (m.26).

Zamanaşımı: hangi alacak kaç yıl?

4857 sayılı Kanunun ek 3. maddesi belirli tazminatlar için özel bir süre getirmiş, kalan alacaklar genel hükümlere bırakılmıştır.

Alacak türüSüreDayanak
Kıdem tazminatıBeş yıl4857 s.K. ek m.3
Bildirim şartına uyulmaksızın fesihten doğan tazminat (ihbar tazminatı)Beş yıl4857 s.K. ek m.3
Kötüniyet tazminatıBeş yıl4857 s.K. ek m.3
Eşit davranma ilkesine uyulmaksızın fesihten doğan tazminatBeş yıl4857 s.K. ek m.3
Yıllık izin ücreti (süre sözleşmenin sona erdiği tarihte başlar)Beş yıl4857 s.K. ek m.3 ve m.59
Ücret alacağıBeş yıl4857 s.K. m.32
Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti (dönemsel edim)Beş yılTBK m.147/1
Kanunda aksine hüküm bulunmayan alacaklarOn yılTBK m.146

Tabloyu okurken üç ayrımı akılda tutmak gerekir.

  • Zamanaşımı ile hak düşürücü süre aynı şey değildir. Zamanaşımı ileri sürülmedikçe hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz (TBK m.161). Buna karşılık işe iadedeki bir aylık ve iki haftalık süreler ile haklı fesihteki altı iş günlük süre hak düşürücüdür; geçirilmeleri hakkın kendisini sona erdirir.
  • Süreler sözleşmeyle değiştirilemez (TBK m.148).
  • İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat istemleri bu tablonun dışındadır. Bunların süresi olayın niteliğine göre değişir; ayrıca değerlendirilmesi ve güncel metnin kontrol edilmesi gerekir.

Fatih’te ilk adımda toplanması gereken belgeler

Arabuluculuk başvurusundan önce hazırlanan belgeler, çoğu zaman ispat sorununu baştan çözer:

  • e-Devlet üzerinden alınan SGK hizmet dökümü ile işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri,
  • Ücret bordroları ve maaşın yatırıldığı banka hesap hareketleri — bordro asgari ücret üzerinden düzenlenip fark elden ödendiyse bu kayıtlar belirleyici olur,
  • Fesih bildirimi ve tebliğ edildiğini gösteren belge; işe iade süresi bu tarihten işlediği için zarf saklanmalıdır,
  • Varsa iş sözleşmesi, ücret hesap pusulaları, yıllık izin defteri ve işyeri giriş – çıkış kayıtları,
  • İstifaya zorlandığınızı ya da çalışma koşullarının değiştirildiğini gösteren yazışmalar ve tanıkların ad ve adresleri.

Son olarak: imzalamadan önce okuyun. İşten ayrılırken önünüze konulan “ibraname” ya da tutar yazılmamış boş bir belge, sonradan alacağınızı istemenizi güçleştirebilir. Aynısı arabuluculuk son tutanağı için de geçerlidir; anlaşılan hususlar hakkında bir daha dava açılamaz (6325 s.K. m.18/5).

Fatih’te bu alanda öne çıkan konular

Kapalıçarşı ve çevresindeki imalat atölyeleri, konaklama işletmeleri ve toptan ticaret, ilçeye özgü bir çalışma düzeni yaratır. Parça başı ücret, yüzde usulüyle çalışma, bahşişin ücrete dâhil sayılıp sayılmayacağı ve turizm sezonuna bağlı yoğun çalışma sık tartışılan konulardır. Dosyalar İstanbul Adliyesi’ndeki iş mahkemelerinde görülür. İşçilik alacağı ve feshe dayalı istemlerde arabuluculuk dava şartıdır (7036 sayılı Kanun m.3); iş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat davaları bu kapsamın dışındadır. İşe iade istenecekse fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurulmalıdır. Parça başı ve yüzde usulü çalışmada en sık yapılan hata, üretim ya da hasılat kayıtlarının hiç istenmemesi ve ücretin yalnızca bordrodaki tutardan ibaret sayılmasıdır; gerçek ücret ortaya konulamadığında bütün hesap eksik kurulur. Baştan toplanacaklar: üretim ve satış fişleri, yüzde usulünde hasılat dağıtım listeleri, SGK hizmet dökümü. Sürelerdeki ayrım şudur: işe iade başvurusu için tanınan bir aylık süre hak düşürücüdür ve hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir; ücret ve tazminat alacaklarındaki zamanaşımı ise ancak işveren savunmasında ileri sürerse hükme etki eder.

Aynı handa çalışıyorum, ama hangi işletmede kayıtlıyım?

Fatih’in Eminönü, Tahtakale ve Mahmutpaşa hattındaki iş yapısı, kat kat bölünmüş hanlara ve bu hanların içindeki küçük imalat atölyelerine dayanır. Buradaki çalışma ilişkisinin ayırt edici yanı, işyerinin bir bina değil bir oda olmasıdır. Bir kişi yıllarca aynı handa çalışır; ancak kat değiştirir, iş yoğunluğuna göre yan odaya geçer, aynı ustanın iki ayrı kaydından birine bağlı görünür.

Sonradan bakıldığında ortaya çıkan soru şudur: bu süre boyunca işveren kimdi? Kişi işi anlatırken hanın adını söyler, oysa kayıtlarda hanın adı geçmez. Bu nedenle ilk yapılacak iş, sosyal güvenlik hizmet dökümünün alınıp hangi tarihte hangi unvanın göründüğünün çıkarılmasıdır. Döküm, kişinin kendi hatırladığı sıralamayla çoğu zaman örtüşmez; aradaki farkın nereden geldiği ancak o zaman anlaşılır.

Ücretin adede bağlandığı işlerde kayıt nerede kalır?

Fatih’te kuyum, tekstil ve deri işlerinde ücretin bir bölümü çoğu kez üretilen adede ya da tamamlanan partiye bağlanır. Bu düzende ödeme her hafta farklı çıkar ve tutarın nasıl bulunduğu, atölyede tutulan bir teslim defterinden ya da fişten okunur. Sorun şudur: bu defter atölyede kalır. Ayrılan kişinin elinde, ücretinin gerçekte neye göre hesaplandığını gösteren tek bir belge bulunmaz.

İkinci etken sezondur. İlçede toptan ticaretin yoğunlaştığı dönemler ile turizmin yoğunlaştığı dönemler aynı takvime düşmez; ikisi üst üste bindiğinde çalışma süresi belirgin biçimde artar, sonra düşer. Dalgalanmanın kendisi bir sorun değildir; sorun, yoğun dönemde fiilen ne kadar çalışıldığının hiçbir yerde görünmemesidir.

Bu iki etken bir araya geldiğinde ortaya şu tablo çıkar: kişi işini bilir, kaç parça çıkardığını hatırlar, hangi ay ne kadar aldığını söyleyebilir; ancak bunların hiçbiri onun elinde durmaz. Söylenenle gösterilebilen arasındaki mesafeyi kapatan tek şey, o dönemde tutulmuş bir kayıttır.

Fatih’te işten ayrılırken bir örneği alınacaklar

  • üretim ya da teslim fişlerinin, elle tutulmuş çizelgelerin fotoğrafı,
  • sipariş ve teslimat yazışmaları — parti numarası ve tarih görünecek biçimde,
  • ücretin yattığı hesabın hareketleri ile elden yapılan ödemelere ilişkin her türlü not,
  • hizmet dökümünün e-Devlet’ten alınmış güncel çıktısı.

Bu kayıtların hepsi işletmenin kendi işleyişi için oluşur; kimse ileride sorulacağını düşünerek saklamaz. Han içindeki küçük atölyelerde işletme birkaç yılda bir kapanır ya da başka bir kata taşınır; o taşınmada eski defterlerin bir bölümü geride kalır, bir bölümü de atılır.

Bu nedenle iş sürerken alınacak bir fotoğraf, sonradan haftalarca aranacak bilginin yerini tutar. Yanına eklenecek bir başlık daha vardır: aynı handa çalışan başka kişilerin adı ve ulaşılabilecek bilgileri. Atölye kapandığında ekip de dağılır ve herkes başka bir hanın başka bir katına gider; iletişim bilgisi o gün yazılmadıysa bir daha derlenemez.

Fatih hakkında

Fatih’te adliye düzeni, hangi davanın hangi mahkemede görüldüğü ve ilçenin mahalle yapısı için Fatih avukat sayfamıza bakabilirsiniz. O sayfada ayrıca eski eser ve korunması gerekli taşınmazlarda maliklerin durumu konusu ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Fatih’te iş davamı hangi mahkemede açarım?
İşçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklara iş mahkemeleri bakar (7036 s.K. m.5); Fatih’te açılacak dosya kural olarak İstanbul Adliyesi’nde (Çağlayan) bulunan iş mahkemesinde görülür. Yetkili yer ise davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri ya da işin veya işlemin yapıldığı yerdir (7036 s.K. m.6). Sözleşmenizde başka bir ili gösteren yetki maddesi varsa bu sizi bağlamaz; bu hükümlere aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. Yargı çevreleri değişebildiği için dosyanızın hangi adliyede kayıtlı olduğunu e-Devlet üzerinden UYAP Vatandaş Portalı’ndan doğrulamanız yerinde olur.

2. İşveren “önce arabulucuya gideceksin” diyor, doğru mu?
Doğru. İşçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (7036 s.K. m.3/1); bu aşamadan geçilmeden açılan dava usulden reddedilir. Ancak istisnası vardır: iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları bu zorunluluğun dışındadır ve doğrudan açılabilir (m.3/3). Arabuluculukta anlaşırsanız, üzerinde anlaştığınız konular için bir daha dava açamazsınız (6325 s.K. m.18/5) — bu yüzden son tutanağı imzalamadan önce hangi alacakların kapsandığını tek tek okumak gerekir.

3. Kendim istifa edersem kıdem tazminatı alabilir miyim?
Kural olarak kendi isteğiyle ayrılan işçi kıdem tazminatına hak kazanmaz; ancak kanunda sayılan bazı hâller bunun dışındadır. İşçinin 4857 s.K. m.24 uyarınca haklı nedenle feshi (örneğin ücretin hiç ya da eksik ödenmesi), muvazzaf askerlik, yaşlılık veya emeklilik aylığı ya da toptan ödeme almak amacıyla ayrılma ve kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde ayrılması bu hâllerdendir (1475 s.K. m.14). Ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılığa dayanan (m.24/II) fesih hakkı, davranışın öğrenildiği günden başlayarak altı iş günü ve her hâlde fiilden itibaren bir yıl geçtikten sonra kullanılamaz (4857 s.K. m.26). Sağlık sebepleri (m.24/I) ile zorlayıcı sebeplerde (m.24/III) bu süre sınırı uygulanmaz. Bu nedenle “istifa dilekçesi” yazmadan önce, ayrılma sebebinizin hangi başlığa girdiğini belirlemek önemlidir.

4. İşe iade davası açmak için ne kadar sürem var?
Süreler kısadır ve geçirilmeleri hakkı sona erdirir. Fesih bildiriminin size tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmanız gerekir. Anlaşma sağlanamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açabilirsiniz (4857 s.K. m.20). Ayrıca dava kazanılırsa da bir süre daha vardır: kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvurmazsanız fesih geçerli sayılır (m.21). Bu davayı açabilmek için işyerinde otuz veya daha fazla işçi çalışması, en az altı aylık kıdeminizin bulunması ve sözleşmenizin belirsiz süreli olması gerekir (m.18).

5. İşten ayrılalı yıllar oldu, alacaklarımı istemek için geç kaldım mı?
Bu, hangi alacağı istediğinize bağlıdır. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, eşit davranma ilkesine aykırı fesihten doğan tazminat ve yıllık izin ücreti için zamanaşımı beş yıldır (4857 s.K. ek m.3); yıllık izin ücretinde süre, sözleşmenin sona erdiği tarihte başlar (m.59). Ücret alacağında da süre beş yıldır (m.32); fazla çalışma ile hafta tatili ve genel tatil ücretleri dönemsel edim sayıldığından yine beş yıllık süreye tabidir (TBK m.147/1). Zamanaşımı, karşı taraf ileri sürmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmaz (TBK m.161). Kendi dosyanızda hangi tarihin esas alınacağı olayın ayrıntılarına göre değiştiği için, süre dolmadan durumun incelenmesi yerinde olur.

Fatih’te dikkat edilmesi gereken yerel ayrıntılar

Bahşiş ve pay: ücretin bir bölümü nerede görünür

Fatih’in Sultanahmet, Cankurtaran ve Küçük Ayasofya hattı ile Laleli çevresi, konaklama işletmelerinin yoğunlaştığı bölgedir. Buradaki çalışma düzeninin kendine özgü yanı, ücretin tek bir kalemden oluşmamasıdır: bir bölümü sabittir, bir bölümü ise işletmede toplanan paydan ya da bahşişten gelir. Bahşişin ücrete dâhil sayılıp sayılmayacağı, ilçeden gelen dosyalarda sık tartışılan başlıklardandır ve tartışma çoğu kez ilişki bittikten sonra açılır.

Tartışmanın zemini çoğu zaman hukuki değil, kayda ilişkindir. Toplanan tutarın nasıl bölüştürüldüğü, işletmede tutulan bir çizelgeden ya da adisyon dökümünden okunur; bu belgeler işletmede kalır ve ayrılan kişinin elinde bir örneği bulunmaz. Elden verilen bir payın hangi aya ait olduğu ise hiçbir yerde yazmaz. İlişki sürerken alınacak bir fotoğraf ya da kısa bir yazışma, sonradan haftalarca aranacak bilginin yerini tutar.

İkinci bir ayrıntı, ilçede çalışma izni başvurularının sık gündeme gelmesidir; turizm ve ticaret yoğunluğu bunu doğurur. Böyle bir dosyada iznin hangi tarihte verildiği, hangi işletme için düzenlendiği ve hangi tarihte yenilendiği, kişinin çalışma geçmişini gösteren kayıtlarla yan yana okunur. Bu belgelerin bir örneği kişinin kendisinde durmadığında, aradaki dönemleri göstermek ayrı bir çalışma gerektirir.

Duruşma günü ilçe dışında geçer

Fatih’te adli birim bulunmaz. Sultanahmet’teki eski adliye binası 2011–2012’de boşaltılmış, birimler Çağlayan’a taşınmıştır; o bina bugün adliye olarak kullanılmamaktadır. İlçenin adli yargı dosyaları Şişli sınırları içindeki İstanbul Adliyesi’nde görülür. Bu, tarihî yarımadadan gidilecek yolun her duruşma için yeniden planlanması demektir.

Binanın büyüklüğü ve giriş sayısı da hesaba katılır; güvenlik noktasında geçen süre eklendiğinde, duruşma saatinden epey önce yola çıkmak gerekir. Çalışan bir kişi bakımından bunun karşılığı açıktır: bir duruşma, çoğu zaman bir iş gününün tamamını alır. Duruşma tarihi öğrenildiğinde işyerine önceden haber verilmesi ve o gün için izin ayrılması, sonradan çıkacak ikinci bir sorunu baştan önler. Aynı hesap, tanık olarak gösterilecek kişiler için de yapılmalıdır; onlar da o gün işlerinden ayrılacaktır. Tanığın açık adresi baştan bildirilmediğinde davetiye çıkarılamaz, gidilen yol boşa gider ve dosya bir celse daha bekler. Hâlen çalışmakta olan bir kişinin tanıklığında ise iş ilişkisinin sürüyor olması ayrıca konuşulur.

İlgili sayfalarımız

Fatih’te diğer alanlar. kira ve tahliye davaları, boşanma ve velayet, icra takibi ve haciz ile ceza soruşturması konularında ayrı sayfalarımız bulunur.

Aynı yargı çevresindeki ilçeler. İstanbul Adliyesi (Çağlayan) yargı çevresinde yer alan Kâğıthane, Sarıyer ve Şişli için de aynı konuyu ayrı sayfalarda ele aldık.

Genel anlatım ve adliye bilgisi. Konunun ilçeden bağımsız genel anlatımı için İş Hukuku sayfasına bakabilirsiniz. İstanbul Adliyesi (Çağlayan) rehberi sayfamızda binanın adresi, ulaşımı ve birimleri anlatılmaktadır.

Büromuz

Kadıoğlu Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu Küçükçekmece’dedir; Fatih ve aynı yargı çevresindeki dosyalar da takip edilmektedir. Durumunuzu görüşmek için iletişim sayfamızdaki bilgilerden ulaşabilir, nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız ne yapmalıyım sayfamıza bakabilirsiniz.