TEFAS Fon Mağdurları Avukatı: Dört Paralel Hukuki Yol

TEFAS Fon Mağdurları Avukatı: Dört Paralel Hukuki Yol

Sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmış bir kişinin fonun kapatıldığını ya da paranın karşılığının bulunmadığını öğrendiğinde bilmesi gereken en önemli şey şudur: izlenecek yol tek değildir ve yolların hepsi paralel olarak, aynı anda başlatılır. Bir yolu başlatıp diğerini beklemek, çoğu kez süre kaçırmaya ve karşı tarafın malvarlığının erimesine yol açar. Yakın dönemde Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) TEFAS'ta çok sayıda yatırım fonunu alım‑satıma kapatıp tasfiyeye alması ve basına yansıyan bilgiye göre buna bağlı yürütülen ceza soruşturmasında bir kısım şüpheli hakkında tutuklama ile malvarlığına elkoyma kararları verilmesi, benzer durumdaki yatırımcı sayısını görünür kıldı. Bu yazı, mağdur konumundaki yatırımcının izlemesi gereken dört paralel yolu, sürelerini ve sık yapılan hataları kanun metinleri üzerinden anlatır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınıza ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz.

Önce belge: elden çıkarılmaması gerekenler

Mağdur sıfatı bir etiket değil, ispatı yapılabilen bir ilişkidir. İlişkiyi kuran belgeler zamanla kaybolur ya da erişilemez hale gelir; ilk iş bunları elde tutmaktır. Saklanacaklar özellikle şunlardır: (i) aracı kurumla imzalanan çerçeve sözleşme, risk bildirim formu ve uygunluk/yerindelik testi, (ii) fon katılma payı alım‑satım kayıtları, TEFAS ekran görüntüleri ve fon işlem fişleri, (iii) hesap ekstresi, EFT/havale dekontları, (iv) telefonla ya da elektronik iletişim araçlarıyla yapılan yönlendirmelerin, önerilerin, tanıtım materyallerinin kaydı, (v) fon içtüzüğü, izahnamesi ve varsa yatırımcı bilgi formu. Ceza soruşturması sırasında hesaplara elkoyma kararı verildikten sonra ilgili kurumların pek çok bilgiyi kişiye doğrudan vermesi güçleşir; belgeler baştan alınmalıdır.

Dört paralel yol

Zarar gören yatırımcının açması gereken dört yol vardır ve bunlar birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır:

  1. Cezai süreç — Cumhuriyet başsavcılığına şikâyet, kovuşturma aşamasında katılan sıfatının alınması ve kanun yollarında sürecin takibi.
  2. Hukuk davası — Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil hükümlerine ve Sermaye Piyasası Kanunu'ndaki (SPKn) özel hükümlere dayanan tazminat davası.
  3. SPK'ya başvuru, idari süreç ve Yatırımcı Tazmin Merkezi (YTM) — Kurul'a doğrudan yazılı şikâyet (SPKn suçlarında soruşturmanın ön koşulu olan Kurul başvurusunu tetikleyebilecek yol budur), Kurul'un idari yaptırım ve tedbir kararlarının izlenmesi, tazmin kararı verildiği hâllerde YTM'ye yazılı başvuru, idari yaptırıma karşı gerektiğinde iptal davası.
  4. Aracı kurum ve banka sorumluluğu — Fon satışında rol alan aracı kurumun ya da hesabın bulunduğu bankanın kusuru varsa yönelen ayrı bir sorumluluk.

Dördü arasında birleştirici tek unsur delil dosyasıdır; bir yolda toplanan belge diğerlerinde de kullanılır. Ayrıntılı bir bakış için dava ve uyuşmazlık çözümü sayfamıza, ceza tarafının çerçevesi için ceza hukuku sayfamıza bakabilirsiniz.

Birinci yol: cezai süreç ve şikâyet

Cezai sürecin başlangıcı, Cumhuriyet başsavcılığına verilen şikâyet dilekçesidir. Dilekçede fiili anlatan olguların sırasıyla ve tarihleriyle yazılması; ekinde belge listesinin eksiksiz sunulması; hangi kişi ya da kurumların şüpheli gösterildiğinin ve talep edilen delil toplama işlemlerinin belirtilmesi gerekir.

Fiilin nitelendirilmesi bakımından üç kanun aynı anda gündeme gelir. Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesi nitelikli dolandırıcılığı düzenler; birinci fıkranın (f) bendi “bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle” işlenen dolandırıcılığı ağırlaştırıcı sebep sayar ve hapis cezasının alt sınırını yükseltir; TEFAS platformu üzerinden yürütülen fon satışları, somut olayın koşullarına göre bu bende girebilir. (l) bendi failin kendisini banka ya da aracı kurum çalışanı olarak tanıtması hâlini, üçüncü fıkra ise “üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte” ya da “suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde” işlenmesini ayrı bir ağırlaştırıcı olarak tanır. Örgüt boyutuyla ilgili olarak TCK m.220/1, örgütün varlığı için en az üç kişi koşulunu arar; katılım hiyerarşik yapıya dahil olmadan bilerek ve isteyerek yardım biçimindeyse yedinci fıkra devreye girer.

SPKn m.107 piyasa dolandırıcılığını ayrı bir suç olarak düzenler: sermaye piyasası araçlarının fiyatına ilişkin yanlış ya da yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım, satım, emir verme, emir iptal etme veya hesap hareketi yapma; ikinci fıkraya göre de yalan/yanlış bilgi vermek, söylenti çıkarmak, haber‑yorum‑rapor yayarak menfaat sağlamak. SPKn m.106 bilgi suistimalini (içeriden öğrenenlerin ticareti), m.110 ise güveni kötüye kullanma ve sahteciliğin nitelikli hâlini yatırım kuruluşu ya da fon kurulu bakımından ayrıca cezalandırır. Aynı fiil hem TCK m.158 hem SPKn m.107 kapsamına girebilir; hangi suçun ya da suçların gündeme geleceğini iddianame ve sonrasında mahkeme belirler.

SPK'nın yazılı başvurusu — soruşturmanın yapılabilmesi için

SPKn m.115/1 açıktır: “Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, Kurul tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir.” Lafız dardır: Kurul'un yazılı başvurusu olmadan SPKn suçlarından soruşturma dahi yapılamaz; yatırımcının tek başına savcılığa şikâyeti bu suçlar bakımından yeterli değildir. Bu yüzden mağdurun savcılığa şikâyetin yanında SPK'ya da doğrudan yazılı şikâyet/ihbar yapması yerinde olur; Kurul'un m.115 başvurusunu tetikleyebilecek yol budur. İkinci fıkraya göre kamu davası açıldığında iddianamenin kabulüyle birlikte bir örneği Kurul'a tebliğ edilir ve Kurul kendiliğinden katılan sıfatını kazanır; dördüncü fıkra ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirse Kurul'un itiraz yetkisini tanır.

Bu durum yatırımcının şikâyetini gereksiz kılmaz. Fiil aynı zamanda TCK'da düzenlenen bir suçu (dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, örgüt kurma, aklama gibi) oluşturuyorsa savcılık bu suçlar bakımından muhakeme şartı aramaksızın soruşturma yürütür ve elkoyma dâhil koruma tedbirlerini talep edebilir. SPKn'in özel suçları ise ancak Kurul'un yazılı başvurusunun ardından soruşturmaya ve iddianameye girer; iki hat birbirini tamamlar.

Katılan olmak — bekleme değil, hak sahibi olduğunuz evre

Ceza Muhakemesi Kanunu m.234 mağdur ve şikâyetçinin haklarını iki evrede sıralar. Soruşturmada delillerin toplanmasını isteme, dosyadan belge örneği isteme, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz; kovuşturmada duruşmadan haberdar olma, kamu davasına katılma, tanık daveti isteme ve “davaya katılmış olma koşuluyla” hükme karşı kanun yoluna başvurma bunlar arasındadır. Bu son kayıt kritiktir: katılan sıfatı alınmadan kanun yolları yatırımcıya kapalıdır.

Katılma zamanı ve usulü CMK m.237 ve m.238'de düzenlenmiştir. Mağdur, suçtan zarar gören gerçek/tüzel kişiler ve malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturmanın her aşamasında hüküm verilinceye kadar katılabilir; katılma dilekçe ile veya duruşmada sözlü olarak yapılır ve mahkemece karara bağlanır. “Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz”; istinaf ya da temyizde sıfatı ilk kez almak mümkün değildir. Aynı fıkranın ikinci cümlesi tek çıkışı gösterir: “ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.” Yani talebi reddedilen ya da cevapsız kalan mağdur, kanun yolu dilekçesinde bunu açıkça yazmalıdır. Terim ayrımı için müşteki ve katılan sözlüğüne bakılabilir.

İkinci yol: hukuk mahkemesinde tazminat

Ceza dosyasının sonucu beklenmeden hukuk davası da açılabilir. Dayanaklar birden fazladır ve TBK m.60'ın sebeplerin yarışması kuralı gereği hâkim, “zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir”. Genel dayanak TBK m.49'dur: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Zararın ve kusurun ispatı m.50 uyarınca davacıdadır; miktar tam ispat edilemiyorsa hâkim olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak hakkaniyete uygun belirler. Tazminat miktarı ve ödenme biçimi m.51'e göre hâkim tarafından, indirim ve kaldırma yetkisi m.52'ye göre değerlendirilir.

Sözleşmesel dayanaklar da vardır: aracı kurumla imzalanan çerçeve sözleşme, uygunluk/yerindelik testi ve risk bildirim yükümlülüklerinin ihlali sözleşmeden doğan sorumluluk kapılarını açar. Yatırım fonları için SPKn m.53 ayrılık ilkesini kurar: “Fonun mal varlığı, portföy yönetim şirketi ve portföy saklama hizmetini yürütecek kuruluşun mal varlığından ayrıdır.” İkinci fıkraya göre fon malvarlığı haczedilemez, üzerine ihtiyati tedbir konulamaz ve iflas masasına dâhil edilemez; üçüncü fıkraya göre fon malvarlığının tasfiyesinde yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabilir. Yani tasfiyeye alınan fonda kalan varlık, kurucunun ya da yöneticinin alacaklılarına değil pay sahiplerine dönmelidir.

Önemli uyarı: Zararın miktarı henüz tam hesaplanamıyorsa belirsiz alacak davası açılamaz: Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.107, 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun'la mülgadır. Aynı Kanun bunun yerine kısmi dava yolunu güçlendirmiştir. HMK m.109/1'e göre bölünebilir talebin yalnız bir kısmı dava edilebilir; 7589 ile eklenen m.109/4 ise şöyle der: “Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.” Miktarı belirsiz mağdur için asıl yol budur: kısmi dava açılır, bilirkişi hesabından sonra talep tahkikat bitmeden bir kez artırılır ve artırılan kısım için de zamanaşımı dava tarihinden kesilmiş sayılır. Kısmi dava açmak, m.109/3 uyarınca kalan kısımdan feragat anlamına gelmez.

Üçüncü yol: SPK'nın idari süreci ve YTM'nin sınırı

Bu bölüm en çok yanlış bilinen konudur. SPKn m.83 Yatırımcı Tazmin Merkezi'ni (YTM) kurar; ancak YTM'nin kapsamı m.84'te sıkı biçimde çizilmiştir: “yatırım kuruluşu tarafından yatırımcı adına saklanan veya yönetilen nakit ödeme veya sermaye piyasası araçlarının teslim yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan talepler”. m.84/2'nin ikinci cümlesi kritiktir: “Yatırımcıların yatırım danışmanlığı veya piyasadaki fiyat hareketlerinden kaynaklanan zararları tazmin kapsamında değildir.” Yatırımcıların Tazmini ile Tedrici Tasfiye Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik m.16 bu ayrımı aynen tekrar eder. Yani YTM'nin tetiklendiği durum, aracı kurumun kasasında olması gereken parayı ya da menkul kıymeti veremiyor olmasıdır; bir fonun değerinin sıfırlanması, piyasa dolandırıcılığından ya da yönetici hilesinden doğan zarar buraya doğrudan girmez.

YTM'nin devreye girmesi ayrıca Kurul kararına bağlıdır: Yönetmelik m.5, Kurul'un ilgili kuruluş için “yatırımcıları tazmin kararı” almasını arar. Karar alındıktan sonra hak sahibi yatırımcının izleyeceği süre SPKn m.85 ve Yönetmelik m.8'de aynıdır: tazmin kararının ilanından itibaren bir yıl içinde yazılı başvuru yapılmalıdır; kanunun lafzıyla bu hak bir yıl sonra “zamanaşımına uğrar”. Ödeme bir üst sınıra bağlıdır ve her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir; Cumhurbaşkanı toplam tazmin tutarını Kurul'un teklifiyle beş katına kadar artırabilir. Kapsam dışı bırakılan kişiler arasında ilgili kuruluşun yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, şahsen sorumlu ortakları, yüzde beş veya daha fazla paya sahip ortakları, denetim kurulu üyeleri ile bunların eşleri ve ikinci dereceye kadar kan/kayın hısımları sayılır (m.84/4); SPKn m.106 ve m.107 kapsamındaki suçlardan ya da suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan mahkûm olan yatırımcılar da o eylemlerle ilgili alacaklar bakımından kapsam dışıdır (m.84/3).

YTM'den bağımsız olarak yatırımcının Kurul'a doğrudan yazılı şikâyet yapması gerekir. SPKn m.115/1 uyarınca Kanun'daki suçlardan soruşturma yapılması Kurul'un savcılığa yazılı başvurusuna bağlı olduğundan, bu başvuruyu tetikleyebilecek yol yatırımcının olguları ve belgeleri Kurul'a bildirmesidir; Kurul'un m.88 ve devamı hükümleri çerçevesindeki denetim yetkisi bu bildirimle harekete geçebilir. Kurul'un idari yaptırım ve tedbir kararları — faaliyet izninin iptali, işlem yasağı, portföy yönetiminin başka kuruluşa devri gibi — 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde iptal davasının konusu olabilir. Kararın tebliği ya da ilanından itibaren süresinde başvuru esastır ve bu yol, ceza dosyasından ve YTM sürecinden bağımsız yürür.

Dördüncü yol: aracı kurumun ve bankanın kendi sorumluluğu

Fon dolandırıcılığında zarar çoğu kez tek başına failin fiiliyle doğmaz; satışın yapıldığı aracı kurumun uygunluk/yerindelik testini yapmaması, risk bildiriminin yatırımcıya anlaşılır dille ulaştırılmaması, hesabın bulunduğu bankanın olağan izleme yükümlülüğünü ihmal etmesi, imza denetimindeki kusurlar zarara ayrıca katkı yapar. Bu kuruluşların kusuru varsa haksız fiil çerçevesinde ve/veya sözleşmeden doğan sorumluluk çerçevesinde ayrıca dava edilebilir. TBK m.60 burada da işler: kural, kişiye en iyi giderim imkânı sağlayan sebebe göre karar verilmesidir. SPKn m.110/1-(a) bendi de yatırım kuruluşuna kayden veya fiziken tevdi ya da teslim edilen sermaye piyasası araçlarının ya da nakdin failin veya başkasının menfaatine kullanılması hâlini nitelikli güveni kötüye kullanma olarak düzenler; bu suç ceza tarafında da ayrı bir başlıktır.

Malvarlığından iade: elkoyma, MASAK ve müsadere ilişkisi

Malvarlığından iadenin kapısını Ceza Muhakemesi Kanunu m.128 açar. Madde, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve suçtan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe hâlinde şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, ulaşım araçlarına, banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba, gerçek/tüzel kişiler nezdindeki hak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirket paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer malvarlığı değerlerine elkonulabileceğini söyler. Elkoyma kararı alınabilmesi için ilgisine göre BDDK, SPK, MASAK, Hazine ve Kamu Gözetimi Kurumu'ndan üç ay içinde (özel sebeplerle iki ay daha uzatılabilir) alınacak bir değer raporu şarttır.

Bu maddenin ikinci fıkrası bir katalogdur: elkoyma yalnızca listelenen suçlar bakımından uygulanır. Katalogda TCK m.157 ve 158 (dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık), m.155 (güveni kötüye kullanma), m.161 (hileli iflas), m.247 (zimmet), m.220/3 (silahlı örgüt) gibi hükümler bulunur; Sermaye Piyasası Kanunu suçları katalogda ayrıca sayılmamıştır. Bu, SPKn suçları bakımından elkoymanın doğrudan yolunun kapalı olduğu anlamına gelir; ancak aynı fiil TCK m.158 ya da m.155 niteliğindeyse elkoyma o kanaldan işleyebilir. Aklama şüphesi varsa 5549 sayılı Kanun'un 17. maddesi CMK m.128 usulüne ayrıca yollama yaparak elkoyma imkânı sunar; savcı gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde elkoyma kararı verebilir, karar hâkim onayına sunulur.

2025 sonunda eklenen CMK m.128/A, nitelikli dolandırıcılığın (f) ve (l) bentleri ile banka/kredi kartı kötüye kullanımı ve nitelikli hırsızlığın belirli hâlleri için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdindeki hesabın 48 saate kadar kurumca askıya alınmasını ve sonrasında savcı/hâkim onayıyla malvarlığına elkonulmasını mümkün kılar. Aynı maddenin beşinci fıkrası, bu yolla elkonulan menfaatin suçtan zarar gören mağdura ait olduğu anlaşıldığında soruşturma ya da kovuşturma sırasında sahibine iade edileceğini söyler; ancak bu hüküm yalnız m.128/A elkoyması içindir.

Asıl iade kapısı CMK m.131/2'dir: “128 inci madde hükümlerine göre elkonulan eşya veya diğer malvarlığı değerleri, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edilir.” Birinci fıkraya göre iade kararını re'sen ya da istem üzerine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme verir ve istemin reddi kararlarına itiraz edilebilir. Elkoyma tek başına iade değildir; mağdurun malvarlığının kendisine ait olduğunu ve delil olarak artık gerekmediğini göstererek iadeyi ayrıca istemesi, ret hâlinde itiraz etmesi gerekir. Ceza yargılamasında hüküm verildikten sonra suç eşyası ile suçtan elde edilen kazançların müsaderesi TCK m.54 ve m.55'e tabidir.

Görevli mahkeme ve yetki

Cezai süreçte SPKn m.116 açıktır: “Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı yargılama yapmaya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği asliye ceza mahkemeleri yetkilidir.” Uygulamada ilgili yer asliye ceza mahkemeleri arasından belirlenen ihtisas mahkemesidir. TCK suçları bakımından görev, iddianamedeki nitelendirmeye ve 5235 sayılı Kanun m.12'ye göre belirlenir: bu madde ağır ceza mahkemesinin görevini sayılı suçlar ile “on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren” suçlara bağlar; nitelikli dolandırıcılık (TCK m.158) 24/12/2025 tarihli 7571 sayılı Kanun'la bu listeden çıkarılmış olup tek başına ağır ceza listesinde değildir; TCK m.220 de listede sayılmamıştır. 5235 sayılı Kanun m.14 uyarınca görev, ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin suçun kanundaki cezasının üst sınırına göre belirlenir; m.158/1 ve m.220/1'in üst sınırı on yıl olduğundan bu suçlar tek başına asliye ceza mahkemesinin görevindedir. Aynı iddianamede ağır ceza listesindeki bir suçun (örneğin TCK m.314 silahlı örgüt) birleşmesi hâlinde görev ona göre belirlenir.

Hukuk davasında yetki HMK m.16'ya göre birden çok noktada kurulabilir: haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yer, meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri. Bu, genel yetki kuralına ekli bir seçimlik yetkidir; davacı bu yerlerden birinde davasını açabilir. Görevli mahkeme ise tek değildir; davalıya ve dayanağa göre değişir:

  • Davalı fail gerçek kişi ise (fon yöneticisi, pazarlamacı gibi) haksız fiile dayanan tazminat davası HMK m.2 uyarınca asliye hukuk mahkemesinde açılır: “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.”
  • Davalı aracı kurum, portföy yönetim şirketi ya da fon kurucusu ise Türk Ticaret Kanunu m.4/1'in (f) bendi gündeme gelir: tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın “bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları” ticari dava sayılır ve m.5 gereği asliye ticaret mahkemesinde görülür. Sermaye Piyasası Kanunu'nun bu bentteki “finansal kurumlara ilişkin düzenleme” kapsamında olduğu savunulabilir; bu bir yorumdur ve mahkemece değerlendirilir. Bireysel yatırımcı tacir olmadığından m.4/1'in “her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili” kapısı kapalıdır.
  • Yatırımcı fonu bir banka üzerinden almışsa ve 6502 sayılı Kanun m.3/(k) anlamında ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket ediyorsa, m.3/(l)'deki “bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil” tüketici işlemi tanımı ve m.73 uyarınca tüketici mahkemesinin görevli olup olmadığı tartışmalıdır; yatırım işleminin tüketici işlemi sayılıp sayılmayacağı dosyaya göre değerlendirilir.

Yalnız ikinci dal bakımından bir uygulama değişikliği hatırlanmalıdır: HSK Genel Kurulu'nun 18.02.2026 tarihli 282 sayılı kararıyla Bakırköy, İstanbul Anadolu ve Küçükçekmece asliye ticaret mahkemeleri kaldırılarak İstanbul (Çağlayan) Asliye Ticaret Mahkemeleri bünyesinde birleştirilmiştir; İstanbul ili mülki sınırlarındaki ticari davalar bu mahkemede görülür. Görev yanlış belirlenirse sonuç ağırdır: görevsizlik kararı üzerine HMK m.20 gereği kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi istenmezse “dava açılmamış sayılır”; TBK m.72 zamanaşımı ise bu arada işlemeye devam eder. İdari yargı yolunda ise iptal davası, ilgili idari işlemi tesis eden makamın bulunduğu yer idare mahkemesinde açılır.

Süreler: kaçırılırsa ne olur

Bu tür dosyalarda hak kaybının başlıca sebebi süredir. Sık geçen süreler şunlardır:

  • Haksız fiil zamanaşımı — TBK m.72. Tazminat istemi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak fiil bir suç oluşturuyorsa ve ceza kanunları daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa o zamanaşımı uygulanır; fon dolandırıcılığı gibi TCK m.158 kapsamındaki fiillerde ceza zamanaşımı, hukuk davasında da geçerli sayılır.
  • YTM başvurusu — SPKn m.85/1, Yönetmelik m.8. Tazmin talebi tazmin kararının ilanından itibaren bir yıl sonra zamanaşımına uğrar. Ödeme tazmin karar tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süre için faize tabi değildir (Yönetmelik m.14/3).
  • Kısmi davada artırım — HMK m.109/4. Talep aynı davada bir defaya mahsus ve tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; tahkikat kapandıktan sonra bu imkân kalmaz.
  • Görevsizlik kararı — HMK m.20. Kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi istenmezse dava açılmamış sayılır; zamanaşımı işlemeye devam eder.
  • Katılan olma — CMK m.237. İlk derece mahkemesinde hüküm verilinceye kadar; kanun yolunda yeni katılma talebi yapılamaz, yalnız ilk derecede reddedilen ya da karara bağlanmayan istek kanun yolu dilekçesinde açıkça belirtilirse incelenir.
  • İdari işleme iptal davası. İdari yargı süreleri İYUK'a tabidir; SPK'nın ilgili idari işleminin tebliğ ya da ilan tarihinden itibaren süresinde başvurulmalıdır. Bu süreler yönetilecek dosyanın ilk analiz kaleminde saptanır.

Sık yapılan hatalar

  • Tek yol açıp diğerlerini beklemek. Cezai süreç uzundur; hukuk zamanaşımı bu arada işler, YTM başvuru süresi geçer, malvarlığı erir.
  • Belirsiz alacak davasına yönelmek. HMK m.107 mülgadır; bu adı taşıyan bir dava artık açılamaz. Miktar belirsizse kısmi dava (HMK m.109) açılır ve talep m.109/4 uyarınca tahkikat sonuna kadar bir kez artırılır.
  • Yanlış mahkemede dava açmak. Görev davalıya göre değişir; görevsizlik kararından sonra HMK m.20'deki iki haftalık süre kaçırılırsa dava açılmamış sayılır.
  • “Katılan sıfatı otomatik alınır” sanmak. Katılma CMK m.238 uyarınca dilekçe ya da duruşmada sözlü olarak talep edilir ve mahkeme kararıyla kazanılır; şikâyetçi olmak katılan sıfatını doğurmaz.
  • YTM'yi genel bir tazminat kurumu sanmak. YTM piyasadaki fiyat hareketinden doğan zararı karşılamaz; tetiği aracı kurumun saklama/teslim yükümlülüğüdür ve Kurul'un tazmin kararı şarttır. Bu ayrım yazının başındaki en kritik noktadır.
  • Peşin imzalanmış “riski kabul” belgesini savunmadan kabul etmek. Uygunluk/yerindelik testi ve risk bildirim yükümlülüğü, gerçekten yerine getirilmediyse imzanın hukuki değeri tartışılabilir; bu değerlendirme dosyaya göre yapılır.
  • “Paranızı geri alırız” vaadi ile dolaşan üçüncü kişilere kanmak. Sonuç vaadi verilen hukuki hizmet Türkiye'de meslek kurallarına aykırıdır ve çoğu kez ikinci bir mağduriyete kapı aralar.

İlçenize göre şikâyet yeri ve mahkeme

Şikâyetin verileceği Cumhuriyet Başsavcılığı ve dosyanın görüleceği adliye ilçenize göre değişir; tazminat davasının merkezi ise İstanbul ilinde tektir. İlçenize özel sayfa:

Sıkça Sorulan Sorular

1. Paramın tamamını geri alabilir miyim?
Bu soruya baştan tek bir yanıt verilemez. Hukuk davasında hedef, TBK m.49 vd. çerçevesinde ispat edilen zararın giderilmesidir; hâkimin m.50-52 uyarınca miktar ve indirim yetkileri vardır. Ceza dosyasında CMK m.128'e göre elkonulan malvarlığı mağdura aitse ve delil olarak artık gerekmiyorsa m.131/2 uyarınca sahibine iade edilir, ret kararına itiraz edilebilir; m.128/A yoluyla askıya alınıp elkonulan hesaptaki menfaat için ise m.128/A/5 işler. YTM sürecinde ise yalnızca aracı kurumun teslim yükümlülüğüne bağlı zararlar ve yıllık üst sınıra kadar tazmin söz konusudur. Sonuç vaadi verilmez; her dosya belge, kusur ve zaman ölçütlerine göre ayrı değerlendirilir.

2. Avukat şart mı?
Hukuk mahkemesinde vekil zorunlu değildir; ancak dosyanın teknik ağırlığı ve dört paralel yolun eş zamanlı yürütülmesi düşünüldüğünde hukuki destek almak yerinde olur. Cezai süreçte CMK m.234 mağdurun kanun yollarında dahi haklarını korumak için katılan sıfatını kazanmasını arar; bu sıfat mahkemeden talep edilerek alınır. Dilekçe hazırlığı için dilekçe örnekleri sayfamıza bakabilirsiniz.

3. Katılan mı, müşteki mi olacağım? Farkı ne?
Şikâyette bulunan kişi müştekidir; kovuşturma açıldıktan sonra mahkeme kararıyla katılan (müdahil) sıfatı kazanılır. Fark önemlidir: katılan hüküm sonrası kanun yollarına başvurabilir, müşteki sıfatı tek başına bu hakkı vermez.

4. YTM ödeme yapar mı?
Yalnız iki koşul birlikte gerçekleşirse. Birincisi, ilgili aracı kurum hakkında SPK'nın “yatırımcıları tazmin kararı” alması (Yönetmelik m.5). İkincisi, zararın “aracı kurumun nakit veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüğünü yerine getirememesinden” doğması (SPKn m.84/1, Yönetmelik m.16/1). Buna karşılık “piyasadaki fiyat hareketlerinden kaynaklanan zararlar” ve yatırım danışmanlığından doğan zararlar açıkça kapsam dışıdır (m.84/2). Kurul tazmin kararı almadan YTM'ye başvuru yapılamaz.

5. Bu süreç ne kadar sürer?
Süre vaadi vermek doğru olmaz. Cezai soruşturmanın ilerlemesi savcılığın delil toplama hızına ve SPKn suçları için Kurul'un yazılı başvurusuna (m.115/1) bağlıdır; hukuk davasında yargılama süresi delil durumu ve bilirkişi incelemeleriyle şekillenir; YTM ödemesi Yönetmelik m.14/1 uyarınca alacaklılar cetvelinin ilan tarihini takip eden üç ay içinde (zorunlu hâllerde Kurul onayıyla üç ay daha uzatılabilir) yapılır. En sık kaybedilen zaman, süreçler paralel yürütülmediğinde harcanan zamandır; ilk analizin bu paralelliği kurması dosyanın en önemli aşamasıdır.

Fon mağdurları için ayrıntılı yazılar

İl il fon mağdurları rehberi

İstanbul dışında yaşayan yatırımcılar için şikâyetin yapılacağı başsavcılık ve tazminat davasında yetkili mahkeme ile ilgili il rehberleri:

İstanbul Barosu · Sicil No: 79877

Yayın tarihi: 30.09.2026 · Son güncelleme: 17.10.2026

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olaya ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Kanun metinlerine mevzuat.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Makaleyi Paylaş: